8 Aralık 2012 Cumartesi

arka kapı

Geçen sene "arka kapı" diye bir yazıya başlamıştım, yazının konusu demokrasi ve islamı bağdaştırmaya çalışan belamların ortaya attıkları şüpheleri çürütmek olacaktı. Muhkem nassları bırakıp şüphelere ve fasid te'vil'llere prim vererek dinin aslında olmayan, arka kapılar açmaya çalışanlara karşı birkaç kelime yazacaktım... Tevhid kalesini müdafa en önemli meselemiz olduğu için, bu konunun arka kapılarını kapamak önemli bir mesele -hatta en önemli meselemiz...Ama işte şu geçen gün yazdığım gulat mevzusu ve başka sebeplerden dolayı bu mevzuları bir daha açmamaya karar verdim.. Buna benzer konular gerçekten enerjimizi tüketiyor... Sahih kaynaklarla beslenen duru bir kalp için bu mevzuların apaçık gulat sayılacak şeyler olduğuınu düşünerek kalp amelleriyle ve kalbimizde açılmış arka kapılarla ilgili bişeyler söylemek istiyorum...

Kendime özeleştiride bulunarak sadece tek bir konuda örnek vereceğim. Yıllarca gitar çaldım ve oldukça yoğun bir müzik kültürü edindim. Ve ben müzikle ilgili muhkem nassları aslında biliyordum. Alimlerimizin cumhuru müziğin haramlığına dair Kur'an ve Sünnet'ten hiçbir şüpheye yer vermeyecek deliller getiriyorlar ve yakin olarak iman eden bir kalp için bu kapıyı bir daha açılmayacak şekilde kilitliyorlar. Birileri çıkıyor İmam Gazali'nin (rahimehullah) birkaç sözünden caizliğine dair yorumlar yapıyor, fetvalar veriyor ve hoooop tamam helalmiş! sonra işine gelen fetvayı alan nefis için olay çözülmüş bir dava olarak kapanıyor....Halbuki İmam Gazali(Allah (cc) ondan razı olsun) kalpleri Allah'ı (cc) anmaktan alıkoyan ve nifak tohumları saçan bu mevzuda ne kadar da net ve olması gerektiği gibi sert.

Gizli haram işlenen eve girmek yasaktır. Ancak dışarıdan duyulacak şekilde içeride çalgı çalınıyorsa, bunu duyanların içeri girip çalgıları kırması caizdir. (İhya 2/802)

İçki içmek ve çalgı dinlemek gibi, kul hakkı ile ilgili olmayan günahların hepsine tevbe etmek gerekir. (İhya 4/65)

Çalgı dinleyenin veya ipek giyenin şahitliği kabul edilmez. (İhya 4/41)

Gıybet, veya devamlı ipek giymek, yahut devamlı çalgı dinlemek gibi günahlara devam etmek kalbin kararmasına yol açar. (K. Saadet s.580) 

İşte bunlar arka kapıyı açarken ismini andığımız islam aliminin konuyla ilgili görüşlerinden sadece birkaç cümle... Nitekim Peygamberimizden (sav) sahih olarak bize ulaşan haberleri bilip de aksine bir fetva vermek öyle kolay bir mesele değil.
  
Mizmarları(çalgı aletlerini), putları yok etmek için gönderildim. (İ. Ahmed, Ebu Nuaym, İ. Neccar)

Suyun baklayı yeşerttiği gibi, gına [şarkı vs.] kalbde nifakı yeşertir. (Ebu Davud, Beyheki)

Bir zaman gelecek, zina, içki ve mizmarı [çalgıyı] helal sayanlar çıkacaktır. (Buhari)

İçkilere başka isim verilerek içilir. Çalgılarla eğlenirler. Allahü teâlâ, onları yere batırır, domuz ve maymun haline getirir. (İbni Mace)

Benim önderim müzik aletlerini kırmak için gönderildim diyor ve bana bu söz yetmiyor öyle mi? Gerçekten Resulullah'ı (sav) sevdiğimi ve O'nun (sav) yolunda olduğumu nasıl iddia edebiliyorum! Böyle yaparak nefsimin kıytırık bir hevesini Allah ve Resulü'nün önüne geçirmiş olmuyor muyum!... 


"İnsanlardan öylesi vardır ki, bilgisizce Allah yolundan saptırmak ve o yolu eğlenceye almak için, eğlencelik asılsız ve faydasız sözleri satın alır. İşte onlar için aşağılayıcı bir azap vardır."lokman /6

 imam Kurtubi rahimehullah bu ayetin tefsirinde aşağıdaki nakillere yer veriyor;

Kim bir şarkıcı kadını dinlemek için oturacak olursa, Kıyamet gününde kulaklarına kurşun dökülecektir. el-Camiu li-Ahkami'l Kur'an, 13/515-519
Allahü teâlâ Kı­yamet gününde şöyle buyuracaktır: "Nerede kendilerini ve kulaklarını boş sözlerden ve şeytanın mizmarlarından [çalgılardan] uzak tutan kullarım? Onları misk bahçelerine yerleştirin ve kendilerine Benim rızamı onların üzerine yağdırdığımı haber verin." Sonra da meleklere şöyle der: "Onlara Bana hamdi, şükrü ve se­nayı işittiriniz. Kendilerine, kendileri için herhangi bir korku bulunmadığı­nı ve onların üzülmeyeceklerini haber veriniz."
 İmam-ı Kurtubi, Lokman suresi, 6. ayet tefsiri; Ramuz el-Ehadis, c.1, s.59, hadis no: 11.

"çağa uygun tebliğ araçları geliştirilebilir" gibi değişik şüphe tohumlarıyla dinde yeri olmayan şeyleri helal kılabiliyoruz, halbuki ilimde derinleşen alimlerimiz bu konuda ne kadar ihtiyatlı davranmışlar... bu konuda öyle ince düşünmüşler ki; ibni Teymiyye'ye rahimehullah şöyle bir olay üzerinden fetva soruyorlar;(tam detaylarını hatırlayamıyorum), bir adamın önünü iki eşkiya kesiyor ve canına kastediyorlar, bu adam def kullanarak ve şarkı eşliğinde bu eşkiyalara tebliğde bulunuyor ve adamlardan biri iman ediyor... Subhanallah ne müthiş bir sonuç değil mi?... bizim var olma amacımız insanlara bu dini götürmek değil mi? yani maslahat mı diyordunuz bak bakalım en somut örneğiyle sana maslahat... deyip geçebiliriz... işte böyle bir amaç için müziğin kullanılabilirliğini danışıyorlar Şeyhulislama...

biraz daha bu olayı düşünelim ve Peygamberimizin (sav) şu sözünü hatırlayarak düşünelim.
"Bir insanın hidayetine vesile olman senin için dünyadan ve içindeki herşeyden hayırlıdır"

subhanallah ne kadar net değil mi?


o kadar da net değil kardeşler... amaca götüren her yol mübahtır gibi makyevelist bir mantığımız olsaydı evet belki net bir mevzuydu......

bu hadisi ve bu manada olan islamın onlarca emrini sizden, benden, günümüzün çakma alimlerinden çok daha iyi bilen ve kavrayan, yaşadığı çağın müceddidi görülen mücahid bir imama soruluyor bu fetva ve o böyle bir yöntem batıldır diyor...  kalbi karartan bir ameli, Allah'ın (cc) haram kıldığı bir yolu kullanarak nasıl bir maslahat gözetilebilir diye düşünüyor ve daha önce bizim için örnek olan nesilden kimsenin yapmadığı bir şeyi caiz görmüyor. Bid'atleşecek bir işin önüne engeli koyuyor.

Aslında usûl bilsek, dinimizi biraz bilsek bu işin batıl olduğunu anlayabilmek için asrın müceddidi olmaya gerek yok... Bir şey haramsa haramdır. Bu karmaşıklaşan bir milyon bilinmeyenli denklemlerde de böyledir, 2 kere 2'nin 4 olması gibi basitlikteki örneklerde de böyledir. Adamın önünü kesen eşkiyalarla birlikte içki içerek onlara tebliğde bulunduğunu ve birinin iman etmesine vesile olduğunu düşünelim ve böyle bir şey için fetva sormaya gerek duyar mıydınız diye soralım ve cevabını kendimiz verelim...

Pegamberimiz (sav) buyurdular:“Şüphesiz helal bellidir, haram bellidir. Her ikisinin arasında şüpheli olanlar vardır ki insanların çoğu bunu bilmezler. Kim şüpheli şeylerden sakınırsa dinini ve şerefini korur. Kim de şüpheli şeylere değer vermezse harama düşer. Tıpkı yasak bölgenin etrafında koyunlarını otlatan çobanın koyunlarının yasak bölgeye girmesi gibi. Allah’ın yasak bölgesi de haramlarıdır. Şunu da bilin ki insan vücudunda bir et parçası vardır. O düzgün olursa bütün vücut düzelir; o bozuk olursa bütün beden bozulur; azalar ona tabidir. O et parçası kalpdir.” (Buhari, İman, 39)

Daha haramlara yaklaşımımızı bile sahih bir zemine oturtamamışız ki şüpheli şeylerden kaçınalım ve dinimizi şerefimizi koruyabilelim...

Öyle bir toplumda yaşıyoruz ki haramlar artık soluduğumuz havada, atmosferde hissediliyor...Allah'ın (subhanehu ve teala) lanetini ve gazabını hakeden ameller dört bir yanımızı sarmış durumda. Beynimize saldırıyorlar... Gözlerimize... Kulaklarımıza... Kalbimize saldırıyorlar. İmanla temizlenmiş bir kalp beyazlığını böyle bir toplumda nasıl korumalıdır? Bunu düşünüp buna göre amel etmemiz gerekirken, dini kolaylaştırma adı altında gayri İslami binbir türlü şeyle uğraşıyoruz. İşten çıkıp eve dönerken, dilimde tesbih kelimeleri varken bile kara noktalar kalbime gelip saplanabiliyor. İstediğin kadar abid ol, istediğin kadar alim ol bu bombardıman 24 saat devam ediyor. Fitne zamanlarındayız ve bu bir gerçek. Kalbe temas eden her bir lekeyi anında sökme gayretinde olmalıyız. Kalbi imanla diri tutacak amelleri boşlarsak kısa bir sürede pas tutması kaçınılmazdır.Ve pas tutan bir kalp taşlaşır, Allah korusun helakimize sebep olur...

Resulullah (sav)'ı işittim. Demişti ki: "Fitneler, tıpkı (kamışlardan örülen) hasır gibi, (insanların kalbine) çubuk çubuk atılır. Hangi kalbe bir fitne nüfuz ederse onda siyah bir leke hasıl olur. Hangi kalp de onu reddederse onda beyaz bir benek hasıl olur. Böylece iki ayrı kalp ortaya çıkar: Biri cilalı taş gibi bembeyazdır; dünyalar durdukça buna hiçbir fitne zarar vermez. Diğeri ise, alaca siyahtır. Tepetaklak duran testi gibidir; bu kalp, ne iyiyi iyi bilir, ne de kötüyü kötü. O, hevadan (beşeri değerlerden) kendisine ne yutturulmuşsa, onu (hak veya batıl) bilir."


Ebu Salih, Ebu Hureyre yoluyla, Rasulullah’ın (s.a.v) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
  “Kul, bir günah işlediği zaman kalbinde siyah bir nokta oluşur. Eğer kendini günahtan alıkor, istiğfar ve tövbe ederse, kalb parlar. Ama günaha devam ederse, o siyahlık artar ve sonunda kalbi tamamen kaplar. İşte bu, Allahu Teala’nın Mutaffifin Suresindeki : “Asla öyle değil, fakat onların yapmış olduğu günahlar kalblerini iyice kaplamıştır.” ayetinde anlatılan, kalbin kapanması ve günahla örtülmesidir. İmam-ı Müslim

Daha ilkokul çağlarında beynimize saldırmaya başladılar müziğin hayatımızın her anında bizimle içiçe olduğunu, olması gerektiğini telkin ettiler, Aristo'nun, şunun bunun "müzik kalbi günahlardan arındırır" sözleri üzerine bina edilen batıl bir kültürü hepimize aşıladılar. Halbuki bizim önderimiz Aristo değildi ve O tam aksini emrediyordu...

Ruhumuzun ve kalbimimizin gıdası Kur'an, zikir, namaz, davet, cihad, duadır...nafile ibadetlerdir...Günahlardan daha tehlikeli olan birşey varsa, günahlara alışmak ondan da daha tehlikelisi, kalbin artık günahlardan rahatsız olmayacak hale gelmesidir.

 “Allah’ın zikri dışında çok konuşmayınız. Çünkü Allah’ın zikri dışında çok söz söylemek kalbi katılaştırır ve insanları Allah’tan en uzak olanları da kalbi katı olanlardır” (Tirmizi)


Hz. Ömer (ra) uzaktan gelen bir müzik (bir düğünden büyük ihtimalle) duyduğunda kulağını kapatıyordu, peki neydi O'nun kulağını kapatmasını sağlayan korku? Kalbini kirden pislikten koruma korkusu, kalbini yani imanını koruma derdiydi...İslamın en büyük kalelerinden biri olan Ömer (ra) işte kalbini böyle koruyordu kara lekelerden. Hz. Ömer'in ellerini kulağına götüren Allah (cc) korkusundan başka bir şey değildi. Çünkü O Peygamberimizden (sav) şu sözleri işitmişti.

Peygamber efendimiz (sav) "Her kim şarkı sesine kulak verirse, onun ruhanileri dinlemesine izin verilmez" buyurdu. Oradakilerden biri tarafından, (Ya Resulallah, ruhaniler kimlerdir?) diye soruldu. Resulullah da, "Cennet ehlinin okuyucularıdır" buyurdu. Tirmizi


Samimi bir şekilde kendimize sormalıyız Allah'u Teala'dan gerçekten korkuyor muyuz? Cenneti gerçekten arzuluyor muyuz? Kendimizi kandırmayalım ve arka kapılarımızı tesbit edelim. Bizi şeytanla haşır neşir kılan amellerimizi kabullenelim. Hasan Basri (ra) diyor ki; "Kişi gece namazına kalkamıyorsa bilsin ki günahları sebebiyle gece namazından mahrum bırakılmıştır" bizi Allah'a yakınlaştıracak amellerimiz yoksa, bunun sebebini günahlara bağlıyor Hasan Basri (ra) ve ilacının da tevbe istiğfar olduğunu söylüyor. 

Öyle bir haldeyiz ki günahlarımızdan tevbe etme gibi bir derdimiz bile kalmamış.

Kalpler 3 türlüdür:
1.İmandan ve her türlü hayırdan uzak olan kalp
2.İman nuruyla aydınlanmış, ancak aynı zamanda arzuların, duyguların ve hevaların karanlığını barındıran kalp
3.İmanla dolu olup imanın nuruyla tamamen aydınlanmış olan kalp
Şeytan kalbe sadece onun içindekileri kullanarak hakim olur. Oraya girer ve içinde kendisine silah olacak şeyler bulur, onlarla savaşır. Bu silahlar kişinin arzuları, şüpheleri, hayalleri, boş emelleridir. Bunların hepsi kalpte zaten vardır ve şeytan girdiğinde kendisine savaş için birçok mühimmat bularak kalbe bunlarla saldırır. Eğer kulun imanı, hazırlık ve donanımı varsa bununla direniş gösterir ve şeytandan hakkını alır. 

kalbini koru kardeşim,arka kapılarını tesbit et ve kapat. Şeytanın eline silah verme...Çok geç olmadan bu kalbin sahibinin razı olacağı istikamete yönel...

Enes -radiyallahu anh- buyurur ki:
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şu duâyı çok yapardı:
(Yâ mukallibel-kulûbi sebbit kalbî alâ dinike)
"Ey kalpleri çeviren Allah'ım! Kalbimi dinin üzerine sabit kıl!"
Ben bir gün kendisine:
"Yâ Resulellah! Biz sana ve senin getirdiklerine inandık. Sen bizim hakkımızda korkuyor musun?" dedim.
Bana şöyle cevap verdi:
"Evet! Kalpler, Rahman'ın iki parmağı arasındadır. Onları istediği tarafa çevirir." (Tirmizî: 2141)


Ey kalpleri çeviren Allah'ım! Kalbimi dinin üzerine sabit kıl!.... amin


not: yazıyı yazdığım dönemde yer verdiğim hadislerin sıhhat derecesine göre delillendirmelerini yapmamışım, bu bir hata. tamamını gözden geçirme vaktim yok o yüzden konuyla ilgili hükmün bina edildiği hadisleri aşağıda sıralıyorum, dileyenler de kaynak olarak aşağıdaki kitaba başvurabilirler. hakkınızı helal edin.


çalgı aletlerinin hükmü
http://tr.islamway.net/book/15111/%C3%87alg%C4%B1-aletlerinin-h%C3%BCkm%C3%BC

1. hadis :Ebu Amir –ya da Ebu Malik- el-Eş’ari’den dedi ki: “Ümmetim arasında fercleri, ipeği, şarabı ve çalgı aletlerini (meazif) helal kabul edecek bir topluluk olacaktır. Ve birtakım kimseler bir alemin yakınına konaklayacaklar. Kendilerine ait davarlarla yanına gidecek, bir ihtiyacı sebebiyle onlara varacak. Onlar (ona): Bize yarın tekrar gel diyecekler. Yüce Allah geceleyin onlara hükmünü geçirecek ve alemi koyacak, diğerlerini ise tanınmaz hale çevirerek kıyamet gününe kadar maymunlara ve domuzlara dönüştürecektir.” buhari sahih
 
İkinci hadis: Enes b. Malik (r.a)’dan dedi ki: Rasûlullah (s.a) buyurdu ki: Dünyada da, ahirette de lanetlenmiş iki ses vardır: “Nimet sırasında zurna sesi ve musibet sırasında bir inleme.” müslim
 
Üçüncü hadis: Abdullah b. Abbas (r.a)’dan dedi ki: Rasûlullah (s.a) buyurdu ki: “Muhakkak Allah bana şarabı, kumarı, kube’yi (davul ya da zar)ı haram kıldı –ya da bana lafzı olmadan- haram kıldı. Sarhoşluk verici herşeyde şüphesiz haramdır.”
 
Dördüncü hadis: Abdullah b. Amr b. el-As (r.a)’dan rivayete göre Rasûlullah (s.a) şöyle buyurmuştur: “Muhakkak aziz ve celil olan Allah içkiyi, kumarı, kubeyi ve el-ğubeyrayı (darıdan yapılan bir içki) haram kılmıştır. Sarhoşluk veren herşey de haramdır.”
 
Beşinci hadis: Kays b. Sad (r.a)’dan –Peygamber (s.a)’ın sancağını taşırdı- rivayete göre Rasûlullah (s.a) böyle demiştir. –Yani az önce geçen İbn Amr’ın mevlasının rivayet ettiği hadisi zikretmiş- ve şöyle demiştir: “el-Gubeyra (darıdan yapılan içki) ile sarhoşluk verici her şey haramdır.”
 
Altıncı hadis: İmran b. Husayn’dan dedi ki: Rasûlullah (s.a) buyurdu ki: “Ümmetim arasında kazf (semadan atılan helak edici atışlar), mesh (suret değişimi) ve hazf (yerin dibine geçirilme) görülecektir.” Ey Allah’ın Rasûlü bu ne zaman olacak diye sorulunca şöyle buyurdu: “Çalgı aletleri ortaya çıkar. Şarkıcı cariyeler çoğalır ve şaraplar içileceği vakit.” Hadisi Tirmizi Fiten bölümünde (no: 2213);
 
Yedinci hadis: Ebu Umame’den dedi ki: Rasûlullah (s.a) buyurdu ki: “Şarkıcı kadınların satılması, satın alınmaları, onların ticaretinin yapılması helal değildir. Onlar karşılığında alınan bedel haramdır. –Şunları da söyledi-: Şu: “İnsanlardan kimisi... boş sözleri satın alırlar.” (Lokman, 31/6) ayetini sonuna kadar okuyup, bu ayet bu hususta indirildi dedikten sonra şunları söyledi: Beni hak ile gönderene yemin olsun. Bir adam yüksek sesle şarkı söyledi mi mutlaka yüce Allah o vakit ona omuzlarına çıkan iki şeytan gönderir. Sonra onun göğsü üzerine ayaklarını aralıksız vururlar. –Bu arada kendi göğsüne işaret etti- ta ki o susuncaya kadar.” Hadisi Taberani el-Mucemu’l-Kebir (VIII, 7749, 7805, 7825, 7855, 7861, 7862)’de el-Kasım b. Abdu’r-Rahman’ın ondan naklen iki rivayet yoluyla kaydetmiştir.
 
 ilgili ayet
“İnsanlardan öylesi vardır ki bilgisizce Allah yolundan saptırmak ve onu alaya almak için sözün oyalayıcı olanını satın alır. İşte alçaltıcı ceza bunlar içindir.” (Lokman, 31/6)
 
Kur’an’ın tercümanı Abdullah b. Abbas (r.a) dedi ki: “(Bu ayet) şarkı ve benzeri hususlar hakkında inmiştir.”
 
 
Abdullah bin mesud ayet hakkında dedi ki; “Kendisinden başka hiçbir ilah olmayan hakkı için yemin ederim ki o şarkıdır.” O bu sözlerini üç defa tekrarladı. "

6 Aralık 2012 Perşembe

putları niçin kırdık?

İslam tarihi boyunca farklı görüşler yorumlar hep olmuş, fakat bu yorumların birçoğu şer'an muteber, islam dairesi içerisinde olabilecek ihtilaflar şeklinde olagelmiş hep...bu ihtilaflardan çeşitli mezhebler türemiş ve dinin aslında dair itikadi bir meselede olmadıkça bu çeşitlilikler İslamın güzelliği yaşanabilirliğini güçlendiren mevzular olarak kabul edilmiş...

Tabi bu ayrışmalar içinde her düşüncenin "gulat" denilen sapık varyantları da olmuş ama bunlar zaten islam dairesinde değerlendirmeye, reddiyeler münazaralar yapmaya bile gerek olmayacak derecede sapkınlığı belli olan, alimlerimizin kâle bile almadıkları düşünceler ve akımlar olmuş...

Şimdi çağımızda islam düşüncesinin ve islami! hareketlerin içine düştükleri (itildikleri ve direnmeden hemen atladıkları) problemlere bakınca işin içler acısı olduğu görülüyor... sahabelerin, selef alimlerimizin, dört mezhep imamlarımızın(radiyallahuanhum) kimin aklına gelirdi acaba ki demokrasi diye bir din türeyecek ve bu dinle İslam bağdaştırılacak? sahabe döneminde böyle birşey çıksa Allahualem derlerdi ki, herbirimiz bir put olacaksak putlarımızı niye kırdık? niye evimizden yurdumuzdan sürüldük, işkenceler gördük... İslamın mücadelesi hakimiyet ve hüküm mücadelesi değildi de ne demeye babalarımızla evlatlarımızla savaştık da onların boyunlarını vurduk? Tağutları inkar etmeyeceksek,tağutlaşmış düzenlerle insanlarla savaşmayacaksak, ne diye Kab bin Eşref'lere suikast düzenledik?
sahabe ya da selefimiz tabi ki ne bu sitemlerde bulunacaklardı ne de bu yeni dinin islamla birlikte anılamayacağına dair reddiyeler kitaplar kaleme alacaklardı. niye mi? çünkü şimdi bizim boş yere reddiyeler yazarak beynimizi patlattığımız çağdaş akımları!, Tevhidin aslını çiğneyerek de islam dairesinde kalınabileceğini iddia eden bu çağdaş akımları eminim ki Gulatu Mürcie olarak göreceklerdi. Demokrasi dininin mensupları daha önce islam dairesindeyseler mürted hükmüyle muamele görecekler, yoksa da müşrik hükmüyle muamele göreceklerdi...

İmam Buhari(rahimehullah) şu devirde yaşasa Cehmiye ve Rafizilik için söylediklerini Demokrasiyye için söylemekte bir an olsun duraksar arkalarında namaz kılar mıydı acaba?

"Yahudi, Hristiyan ve Mecusilerin sözlerine baktım, küfür bakımından Cehmiye fırkasından (Allah'ın heryerde olduğunu söyleyip istiva sıfatını ve Kur'an mahluktur diyerek kelam gibi sıfatlarını inkar eden fırka) daha sapık bir kavim görmedim. Onları tekfir etmeyenleri, ancak onların küfrünü bilmediklerinden ötürü mazur görürüm."

"Benim için ha cehmî ve rafızinin arkasında, ha Yahudi veya Hıristiyanın arkasında namaz kılmışım fark etmez."

Allah'ım mücahid bir alimin yokluğu ne kadar da zormuş....